Özbekistan'a Dair Notlar: Gerçek Gezi Rehberi

İpek Yolu, turkuaz kubbeler, masalsı Semerkant... Instagram'da gördüklerinizin ne kadarı gerçek? Eşim ve 4 yaşındaki çocuğumla gittiğim Özbekistan'ı abartısız, eleştirel bir gözle anlatıyorum.

Paylaş
Özbekistan'a Dair Notlar: Gerçek Gezi Rehberi
Photo by Ozodbek Erkinov / Unsplash

Mavi kubbeler, dev kazanlarda pişen pilavlar, "Türk'üm" deyince boynunuza sarılan amcalar... Özbekistan son yıllarda sosyal medyanın gözdesi oldu ve herkes aynı üç kareyi paylaşıyor: Registan, pilav kazanı, bir de çini önünde poz.

Biz de 2-5 Ekim arasında Ankara'dan direkt uçarak Taşkent ve Semerkant'ı gezdik. Bu yazıda hem gitmeden önce kurduğum gezi planını hem de kimsenin pek dile getirmediği tarafları gerçek yorumlarla paylaşıyorum. Hazırsanız başlayalım.

Uçuş Saatleri Eziyeti

Ankara'dan Taşkent'e direkt uçuş olması güzel. Güzel olmayan şey saatler: gidiş 23:55'te kalkıp sabah 06:00'da iniyor, dönüş ise gece 02:50'de. Yani iki gecenizi uçakta, koltukta kıvranarak geçiriyorsunuz (üstelik AJet'in ultra konforsuz, dolmuştan hallice uçakları acınızı dahada katlıyor). Yanınızda küçük çocuk varsa bunu ikiyle çarpın 🙂

💡 En işe yarayan hamlemiz, oteli vardığımız günün bir gece öncesinden tutmak oldu. Sabah 07:30'da odaya girip öğlene kadar uyuduk. Bunu yapmazsanız ilk gününüz çöp olur. Otele sabah geleceğinizi mutlaka önceden yazın, yoksa "gelmedi" diye rezervasyonu iptal edebiliyorlar.

Bir de en önemli uyarım: online check-in yapmayı asla ama asla unutmayın. Gidiş uçağımızda overbooking vardı; yani koltuk sayısından fazla bilet satılmıştı. Check-in yapmamış olsaydık bizi uçağa almayacaklardı. Elinizde bilet olması koltuğunuz olduğu anlamına gelmiyor; koltuğu garantileyen şey check-in. Gece yarısı, çocukla, havalimanında kapıda kalmak istemezsiniz. Check-in açılır açılmaz yapın, kontuara da erken gidin.

Taksi: Sudan Ucuz

Havalimanından çıkar çıkmaz etrafınızı "taksi, taksi" diyen abiler sarıyor. Hiçbirine binmeyin. Çünkü 3 katından fazla fiyat çekiyorlar. Aynı manzara tren garlarının çıkışında da var.

Çözüm basit: Yandex Go. Gitmeden indirip kartınızı tanımlayın. Fiyat baştan belli, pazarlık yok, araç birkaç dakikada geliyor.

Ve fiyatlar gerçekten sudan ucuz. Şehir içi bir yolculuk 100-150TL tutuyor. Bu fiyata Ankara'da taksimetre açılmıyor. O kadar ucuz ki hiç yürümenize gerek yok. Amsterdam'da Uber'e ödediğimiz paraları ve üstüne istenen rüşvetleri hatırlayınca burası cennet gibi geldi.

💡 Ucuz diye en alt tarifeyi seçmeyin. Standart tarifede eski Chevrolet'ler geliyor ve yolculuk gergin geçiyor. Comfort+ seçtiğinizde ise genelde elektrikli BYD ya da SUV tarzı, çok daha iyi araçlar geliyor; şoförleri de bir nebze daha sakin. Aradaki fark birkaç liralık, hiç düşünmeyin.
💡 Carpool yazanlarda bagaj kabul etmiyor. Havalimanında çağırdığınız başlangıç taksi bile bagaja ekstra ücret istiyor. Bu sebeple çağırdığınız taksi kesinlikle Konfor ve üstü olsun. Aradaki 5bin som zaten 20TL'e denk geliyor.
Bu mesafe yaklaşık 17km (30dk) civarındaydı ve konfor+ ücreti yaklaşık 200TL. Türkiyede aynı mesafeye 900TL civarında ödüyorum.

Trafik: Hindistan Videoları Canlı Yayında

Ucuzluğun bir bedeli var: o taksinin içinde geçirdiğiniz dakikalar.

Hani sosyal medyada Hindistan trafik videoları döner ya; herkes aynı anda her yöne gider, kimse kimseye yol vermez, siz de "bunlar nasıl kaza yapmıyor" diye izlersiniz. İşte onun içine düşüyorsunuz. Şoförler gerçekten tehlikeli sürüyor: ani şerit değiştirme, son anda fren, araya burun sokma, sinyal diye bir kavramın olmaması...

Yollar aslında çok geniş; Sovyet mirası, altı sekiz şeritli bulvarlar var. Ama Türkiye'de alışık olduğumuz refüj, düzgün kavşak, dönüş cebi gibi şeyler yok. O genişliğin içinde herkes kendi şeridini kendi çiziyor. Sonuç olarakta sürekli korna, sürekli kargaşa, arada camı açıp birbirine bağıran şoförler. Arka koltukta çocukla otururken insanın içi hiç rahat etmiyor.

Bir de şu var: trafikteki her iki arabadan biri Chevrolet. Abartmıyorum. Ülkede yıllarca yerli üretim Chevrolet dışında araba almak neredeyse imkânsızmış, Son yıllarda Çinli elektrikliler, özellikle BYD, araya girmeye başlamış; Comfort+ tarifede karşınıza çıkanlar onlar.

Bu arada şikayet eden sadece ben değilim. Yandex Go, şoförlerin ani gaz, fren ve şerit değiştirmelerini telefondaki sensörden takip edip uyarı veren, tekrarlayanı geçici olarak sistemden atan bir uygulama başlatmak zorunda kalmış. Yani mesele "turist hassasiyeti" değil, bildiğin kayıtlı bir sorun 😄

Fotoğrafta kaç Chevrolet araç var sayalım 😄

Para Meselesi

Özbek somunda sıfırlar bol. Biz gittiğimizde 1 TL yaklaşık 240 som ediyordu. Menüde 85.000 yazan bir şeyi kafadan 240'a bölmek kolay değil, o yüzden kendime bir kısayol buldum:

💡 10 bin som = 40 TL. Kartımdan 10 bin som, banka komisyonu dahil 40 TL olarak çekiliyordu. Ben de her fiyatı "kaç tane 10 bin" diye saydım ve 40'la çarptım. 50 bin som mu? 5 kere 40, 200 TL. 100 bin som mu? 400 TL. Gezi boyunca şaşmadı.

Bu yazıdaki TL karşılıklarının hepsini de bu hesapla verdim. Siz giderken kur değişmiş olabilir; ilk kart çekiminize bakıp kendi çarpanınızı bulun.

Kart konusuna gelirsek: çoğu yerde kart geçiyor. Oteller, restoranlar, marketler sorunsuz. Ama "her yerde geçiyor" diyenlere de inanmayın. Pazarlar ve küçük esnaf nakit istiyor; örneğin Registan Meydanı'nın yakınındaki mantıcıda kart yoktu, nakitim olmasa neyle ödeyecektim bilmiyorum. Yanınızda mutlaka nakit bulundurun. Hesaba %10-15 servis ücreti eklenmesi de standart, menüdeki fiyatı görüp sevinmeyin.

ATM Paramı Yuttu

Nakit lazım olunca doğal olarak ATM'ye gidiyorsunuz. Ben de gittim; Semerkant'ta Siyob Pazarı'nın oradaki bir ATM'de doları soma çevirmek istedim. ATM arıza verdi ve paramı yuttu. Ne som verdi ne de doları geri verdi.

Allah'tan sadece 10 dolardı. Ama düşünün: 200-300 dolar olsaydı, gezinin ortasında, yabancı bir ülkede, çocukla, ciddi ciddi zorda kalırdım. Kime şikayet edeceksiniz, hangi dilde, kaç günde çözülecek?

💡 Kuytu köşe ATM'lerde döviz çevirip paranızı riske atmayın. Dövizi bir banka şubesinde bozdurun; sorun çıkarsa karşınızda muhatap olur. Havalimanı da güvenli ama kuru zarar ettirebilir, o yüzden benim tercihim banka. ATM kullanacaksanız da banka şubesinin içindekini ya da hemen önündekini seçin ve küçük tutarla deneyin.

Taşkent: İpek Yolu Değil, Sovyet Bulvarı

Önce beklentiyi düzeltelim: Taşkent'te Orta Çağ mimarisi, dar sokaklar, kervansaraylar arayan hayal kırıklığına uğrar. Şehir 1966 depreminde yerle bir olmuş ve Sovyet usulü yeniden kurulmuş. Karşınıza geniş bulvarlar, dev parklar ve beton bloklar çıkıyor.

Biz tek gün ayırdık ve bence fazlasına gerek yok. Açık konuşayım: Taşkent'te beğendiğim tek yer Hazreti İmam Külliyesi oldu.

Gerisini kısa kısa geçeyim:

  • Hazreti İmam Külliyesi: Şehrin tek gerçek durağı. Hz. Osman'a atfedilen, dünyanın en eski Kur'an nüshalarından biri burada sergileniyor. Gündüz ayrı, akşam ışıklandırılmış haliyle ayrı güzel; ikisini de görün.
  • Chorsu Pazarı: Fotoğraflardaki dev mavi kubbeye aldanmayın. Buraya gitmek Ankara'da Ulus pazarına gitmek gibi. Hem ürün kalitesi düşük hem de ortam memnun edici değil. Ben hızlıca gezip çıktım ve beğenmedim. Yine de "görmüş olmak için" görülür; yarım saat ayırın, samsanızı yiyin, çıkın.
  • TV Kulesi: Kuleye çıkmadım. O tarafa sadece dibindeki meşhur pilavcı Besh Qozon için gittim; onu da aşağıda anlatıyorum.
  • Magic City: Disneyland'in Özbek yorumu. Güzeldi, çocuk sevdi. Ama bir tavsiyem var: akşam gidin. Oyun alanlarının hepsi akşam ışıklandırılıp asıl o zaman canlanıyor gibi; gündüz yarısı uykuda.

Gitmediklerim de var. Tashkent City Park'ı fotoğraflarına bakıp pas geçtim; Ankara'da Göksu Park'a gitmek daha iyi olabilir 🙂 İnternette önerilen Seoul Mun, Emir Timur Müzesi, Hotel Uzbekistan ve Broadway'e de uğramadım, eksikliğini de hissetmedim.

💡 Kaçırdığım bir şey var, siz kaçırmayın: bir taksici samsa için Minor Camii'nin yanındaki Minor Samsa'yı önerdi. Minor Camii beyaz mermerden, kanal kenarında şık bir cami ve TV Kulesi'ne çok yakın. Hazır pilav için kulenin dibine kadar gitmişken hem camiyi ziyaret edip hem samsayı orada yemek isterdim; sonradan öğrendim. Planınıza pilav, cami ve samsayı art arda koyun.

Otel: Taşkent'te Aramayın, Buldum

Taşkent'te Sayidat Hotel'de kaldık ve tek kelimeyle mükemmeldi. Türkiye'deki 5 yıldızlı otel ayarında. Kahvaltısı da muhteşemdi. Tuvalette taharet musluğu bile var, daha ne olsun 😄

Konumu da ayrı bir artı: Hazreti İmam Külliyesi'nin hemen yanında. Sabah çıkıp yürüyerek geziyorsunuz, akşam dönerken ışıklı halini görüyorsunuz. Taşkent için başka otel aramaya, heyecan aramaya gerek yok.

Semerkant'ta ise işler aynı gitmedi. Wellfort Hotel'de kaldık ve beğenmedim. Türkiye'deki 3 yıldızlı otel seviyesinde bir yer. Tek artısı konumu; gezilecek yerlere yakın. Ama burada şunu fark ettim: bu ülkede otel seçerken ulaşımı çok düşünmemek lazım. Taksi o kadar ucuz ki merkeze 10 dakika uzak olmanın hiçbir önemi yok. Bugün olsa biraz daha fazla para verip daha iyi bir otelde kalırdım.

💡 Özbekistan'da otel ararken konuma değil otelin kendisine bakın. Avrupa'da "merkeze yürüme mesafesi" için ödediğiniz farkı burada odanın kalitesine verin; aradaki mesafeyi Yandex Go birkaç liraya kapatıyor.

Pilav Meselesi

Geldik herkesin ağzındaki pilava. Taşkent'te Besh Qozon'a gittik; TV Kulesi'nin dibinde, günde yüzlerce kilo pilavın dev kazanlarda piştiği meşhur yer. Şehrin öbür ucuna sırf bunun için gittim. Kazanları izlemek, fotoğraf çekmek serbest ve işin gösteri kısmı gerçekten etkileyici.

Tadına gelince: Pilavın dibi kuyruk yağı ve pamuk yağıyla yüzüyor. İlk üç kaşık "vay be", sonrası mideye oturan ağır bir yağ. Havuç ve kuru üzüm yüzünden tatlımsı bir tarafı da var; bizim tereyağlı pilava alışmış damak yadırgıyor.

Bir de kazı meselesi var. Pilavın üstüne konan o dilimler at mı dana eti mi anlamadım. Ülkede at etinin sadece turistik olduğunu, her yerde olmadığını söylemişti buradaki bir Özbek. Ama garantiye almak için istemiyorsanız siparişte "kazısız" demeniz yeterli. Et tarafında ise içiniz rahat olsun, yerel restoranlarda kesim helal.

Semerkant'a geçtiğimizde ise tekrar pilav denemedik. Daha fazla pamuk yağı almaya gerek yok. Ankara Keçiörendeki Estergon kalesinde yer alan Özbek sofrasında bize daha yakın halini yiyebilirsiniz 😄

Et: Ucuz Ama...

Özbekistan'ın en çok övülen tarafı et. Önce iyi haberi vereyim: gerçekten çok ucuz. Menüde çiğ ağırlığı 200 gram yazan bir kuzu ya da dana şiş kebap 200 TL civarına geliyor. Türkiye'de bu paraya şişin yanındaki soğanı alırsınız 😄

Şimdi "ama"lara gelelim.

Meze kültürü yok. Bizdeki gibi masaya oturunca önünüze ezme, soğan, yeşillik, lavaş dizilmiyor. Sipariş ettiğiniz şiş geliyor, o kadar. Yanında ekmek bile getirmiyorlar. Ekmek, salata, sos, her şey ayrı sipariş ve ayrı ücretli. Türk sofrasına alışmış biri için tabak çırılçıplak geliyor.

Et dışındaki her şey ete göre pahalı. İşin en garip tarafı bu. Tek başına bakınca hiçbiri pahalı değil, ama oranlar akıl almaz: bir ekmek, şişin yarı fiyatına. Bir salata ise şişin iki katına. Yani domates salatalık doğratmak, kuzu yemekten daha lüks. Bizde hesabı et kabartır, burada yanındakiler.

Yağ oranı çok yüksek. Bu sadece şişe özel değil; ülke genelinde her yemeğin yağı fazla. Ama ette durum başka bir boyutta: şişin üstündeki parçaların yarısı kuyruk yağı. Et, yağ, et, yağ diye diziyorlar. Yani o 200 gramın hatırı sayılır kısmını yağ olarak yiyorsunuz. Et yemeklerinde de aynı hikâye: tabağın yarısı kuyruk yağı. Bunu ben uydurmuyorum; Özbek mutfağını öven tanıtım siteleri bile temel malzemeleri sayarken kuyruk yağını başa yazıyor ve "hemen her yemekte hatırı sayılır miktarda yağ" olduğunu, yemeklerin bu yüzden çok kalorili olduğunu kabul ediyor. Ekşi Sözlük'te Orta Asya mutfağını öve öve anlatan bir yazar da ciğer şişi tarif ederken önce kuyruk yağıyla dizildiğini, sonra üstüne bir de gömlek yağı sarıldığını yazmış. Yağın üstüne yağ yani 😄

Kimyon, kimyon, kimyon. Etlerde inanılmaz yoğun kimyon kullanıyorlar. Bir iki öğün sonra ağzınız da mideniz de kimyonla doluyor; ne yeseniz aynı tat geliyor. Onlar buna "zira" diyor ve mutfaklarının imza baharatı sayıyorlar; pilavdan samsaya her şeye giriyor.

Mantı güzel, ama sadece etli. Hakkını vereyim, mantıları gerçekten iyi. Yalnız etten sıkılıp "bir patatesli ya da peynirli mantı yiyeyim" derseniz boşuna aramayın, yok. Mantının da tek çeşidi var: etli. Bu ülkede etten kaçış yok 😄

Sonuç olarak: et burada ne kadar meşhur ve ne kadar ucuz olursa olsun, Türkiye'deki et lezzeti kıyaslanamayacak kadar iyi. Tabi fiyatı da ona göre yüksek. Ucuza doyarsınız, ama "hayatımın kebabını yedim" diyerek dönmezsiniz.

💡 Sipariş verirken ekmek (non) ve salatayı ayrıca söylemeyi unutmayın. Yağsız parça isterseniz menüde kıyma şiş ya da tavuk seçeneklerine bakın.

Tren: Herkes Afrosiyob Diyor Ama...

Bütün rehberler Taşkent-Semerkant arasını 2 saatte alan hızlı tren Afrosiyob'u övüyor. Söylemedikleri şey, biletlerinin haftalar önceden tükendiği ve o zaman size klasik trenin kaldığı. Biz klasik trene bindik ve açık söyleyeyim: trenler çok kirli ve eskiydi. Sovyet döneminden kalma hissi veren vagonlar, bakımsız koltuklar... Bir de bayağı yavaş gidiyor: gidiş 3 saat 9 dakika, dönüş 3 saat 43 dakika sürdü. Afrosiyob'un 2 saatte aldığı yol bu. Çocukla o süre o vagonda uzun geliyor.

💡 Instagram'daki pırıl pırıl hızlı tren fotoğrafları Afrosiyob'a ait. Ona binmek istiyorsanız biletinizi tarihiniz belli olur olmaz alın; yoksa bizim gibi eski trene kalırsınız. Üstelik ben neredeyse 2-3 hafta öncesinden almıştım.

Bilmeniz gereken iki şey daha var:

  • Taşkent'te iki ayrı gar var (Merkez ve Güney). Biletinizde hangisi yazıyor, mutlaka bakın. Yanlış gara giderseniz treni kaçırırsınız.
  • "Gar şehir dışında, saatler önce gidin, güvenlik kontrolü var" diyen rehberlere inanmayın. Okuduğum her yerde bu yazıyordu, ben de öyle sandım. Semerkant garına taksiyle çok hızlı ve ucuza geçtim. Kontrol de olmadı: saat gelince kapıdan kontrolsüz geçtik, trene de kontrolsüz bindik.
  • Asıl sorun kargaşa. Sıra diye bir şey yok. Kapılar açılınca herkes aynı anda çullanıyor; valizle ve çocukla o kalabalığın içinde kalmak hoş değil. Çocuğun elini bırakmayın, valizi önünüzde tutun.

Semerkant: Registan Abartı mı?

Yine bir eleştiri bekliyordunuz ama hayır: Registan abartı değil. Üç dev medresenin ortasında durduğunuzda ağzınız açık kalıyor. Fotoğraflar ölçeği veremiyor; o kapıların altında insan karınca gibi kalıyor. Gün batımında da gidin, hava kararınca ışıklandırmayı da görün. Bu gezinin Van Stapele kurabiyesi burasıydı 🙂

Ama işin öbür yüzünü de yazmazsam olmaz:

  • Gördüğünüz şeyin önemli kısmı 20. yüzyıl restorasyonu. Yüz yıl önce burası yarı yıkık bir harabeymiş; medreselerin içindeki eski fotoğraflarda görebiliyorsunuz. Yenileme o kadar hevesli yapılmış ki uzmanlar yıllardır "aslını bozdunuz" diye isyan ediyor. Yakından bakınca yeni çiniyle eskisinin farkı belli oluyor.
  • Meydan çevrili ve biletli. Biletsiz yaklaşırsanız görevli düdük çalıyor. Giriş kişi başı 15bin som.
  • Medreselerin içi hediyelik eşya çarşısı. Bir zamanlar öğrencilerin kaldığı hücrelerin hepsi dükkân olmuş: ipek şal, seramik, magnet. Hakkını yemeyeyim, satıcılar ısrarcı değil; kolunuzdan çeken yok. Ama fiyatlar yüksek. Buradan bir şey almayın, bakıp geçin; alışverişi Siyob Pazarı'na bırakın.

Registan'daki Fotoğrafçı Tuzağı

Meydanda dolaşırken sizi bekleyen bir tuzak var ve ben içine düştüm, siz düşmeyin.

Registan'da ellerinde profesyonel makinelerle gezen fotoğrafçılar var. Siz yürürken fotoğrafınızı çekiyorlar, ekrandan gösterip beğendiriyorlar, sonra "bir de şöyle durun, bir de buradan" diye poz üstüne poz aldırıyorlar. Bunlar tek tek çalışan adamlar değil; resmen çeteleşmişler. Başlarındaki kişi İstanbul'da 8 yıl çalışıp dönmüş bir Özbek'ti; Türkçesi gayet iyiydi, samimi samimi sohbet de ettik.

Ben bu kişiyle 10 bin soma (40 TL) anlaştım. Fotoğraflar çekildi, bitti. Sonra hesap geldi: 400 bin som. Yani 1.600 TL! Hem de "indirimli fiyat" diye. Meğer o 10 bin, tanesinin fiyatıymış. "80 tane çektik, hepsini veriyorum" dedi. Güç bela 100 bin soma (400 TL) indirip aldım fotoğrafları. 40 TL diye başlayan iş 400 TL'ye bitti.

Açık söyleyeyim, kabaca dolandırıcı bir topluluk. Yöntem hep aynı: başta ucuz bir rakam söylüyorlar, iş bitince "o tanesinin fiyatıydı"ya getiriyorlar. Samimiyet, Türkçe sohbet, "kardeşim" muhabbeti de bu oyunun parçası.

💡 Ya hiç bulaşmayın ya da en baştan tavrınızı net koyun: "Şu kadar adet fotoğraf istiyorum, toplam şu kadar para veririm, ona göre çek." Toplam kelimesini iki kere söyleyin, sert olun. İş uzarsa çekinmeyin; meydanın çevresinde turist polisleri var.

Peki "Eski Şehir" Nerede?

Semerkant'a Buhara ya da Safranbolu gibi içinde kaybolacağınız bir eski şehir hayaliyle gitmeyin. Öyle bir yer yok. Anıtlar şehrin içine dağılmış tek tek mücevherler gibi; araları geniş caddeler, parklar ve duvarlar. Registan'dan Bibi Hanım'a uzanan yaya caddesi tertemiz ama bir o kadar da steril. Gerçek mahalleler caddenin kenarındaki duvarların arkasında kalıyor; kapılardan birinden içeri süzülürseniz bambaşka bir Semerkant görüyorsunuz.

Diğer Duraklar

  • Şah-ı Zinde: Dar bir sokak boyunca dizilmiş çinili türbeler. Bana sorarsanız Registan'dan bile etkileyici, çünkü çinilerle burun buruna geliyorsunuz. Dik merdivenleri var, bebek arabasıyla gitmeyin (gidiyorsanızda benim gibi elinizde yüzlerce merdivenden çıkarıp indirirsiniz).
  • Gur-i Emir: Çok güzeldi. Emir Timur'un kabrini ziyaret etmek bence çok değerli; tarih kitaplarında okuduğunuz adamın baş ucunda duruyorsunuz. Yapının kendisi de çok güzel. Ayrıca burada bir seyyid, yani Peygamber Efendimizin soyundan gelen bir zat da yatıyor: Timur'un hocası Mir Seyyid Bereke. Timur vasiyetiyle onun ayak ucuna gömülmüş. Manevi havası çok güzel bir yer.
  • Bibi Hanım Camii: Dışarıdan devasa. Ama bilin ki gördüğünüzün önemli kısmı yeniden yapım; UNESCO alanlarını gezip puanlayan bir gezgin, eski caminin kabaca yarısının görülebildiğini yazmış. Avluda dev bir taş Kur'an rahlesi var.
  • Siyob Pazarı: Semerkant'ta alışverişin adresi burası. Hediyelik ne alacaksanız Registan'daki dükkânlara değil buraya saklayın: hem çeşit çok daha fazla hem de pazarlık payı geniş, sıkı pazarlıkla çok daha iyi fiyatlara alıyorsunuz. Semerkant ekmeği, helva ve kuruyemiş de burada. Pazartesi kapalı, planınızı buna göre yapın.
  • Uluğ Bey Rasathanesi: Açık konuşayım, kesinlikle değmez. Burada bence bir aldatmaca var: Google Maps'teki fotoğraflarda koca bir teleskop görüyorsunuz. Ben o fotoğrafa aldanıp gittim. O teleskop yok. Gittiğinizde gördüğünüz tek şey yarım çember şeklinde bir kalıntı, o kadar. Yanındaki müze küçücük; kapıdan bakınca bir kısmı zaten görünüyor. Bunun için kişi başı 150 bin som (600 TL) yüksek.
  • Eternal City (Boqiy Shahar): Planımdaydı, gitmedim. Sizi yine de uyarayım: burası 2022'de yapılmış bir dekor. "Eski şehir" diye pazarlanıyor ama sıfırdan inşa edilmiş bir turizm kompleksi. Gerçeği yarım saat ötede dururken vaktinizi buraya harcamayın.
  • Konigil kâğıt atölyesi: Planımdaydı ama gitmedim; son gün onun yerine aşağıda anlattığım İmam Buhari Külliyesi'ne gittim. Okuduklarıma göre dere kenarında, su değirmenleriyle dut kabuğundan kâğıt yapılan sakin bir yer. Vaktiniz varsa bakın, ikisinden birini seçecekseniz İmam Buhari'yi seçin.

İmam Buhari Külliyesi: Rehberlerde Olmayan Yer

Geldik bu gezinin en büyük sürprizine. Gitmeden önce okuduğum gezi rehberlerinin hiçbirinde burası yoktu. Çünkü yeni: yıllardır süren inşaatın ardından külliye baştan aşağı yenilenip Mart 2026'da yeniden açılmış. Rehberler henüz yetişememiş.

Ben de tamamen şans eseri fark ettim. Semerkant'ta trenden indiğimde bir adam yanıma gelip buraya tur satmaya çalıştı. 80 dolardan açtı, pazarlıkla 60 dolara kadar indi. Almadım, ama yerin adını aklıma yazdım.

Son gün, planımdaki köy gezisini iptal edip Yandex Go ile kendim gittim. Şehir merkezinden 40-50 dakika sürüyor. Gidiş dönüş toplam 700 TL tuttu. 60 dolar nerede, 700 lira nerede... Tura asla gerek yok, taksiyle gidip gelin.

Ve yer mükemmel. Semerkant'ta gördüğüm en güzel birinci ya da ikinci yer desem abartmış olmam. Sahih-i Buhari'nin yazarı, hadis ilminin en büyük ismi İmam Buhari'nin kabri burada. Etrafındaki cami muhteşem, avlular ferah, her yer tertemiz. Ama asıl anlatmak istediğim mimari değil, his. Mekke ve Medine'deki gibi inanılmaz bir huzur var. Registan'da insan hayran kalıyor; burada ise sakinleşiyor.

Birkaç pratik not:

  • Kabir saat 14:00'te açılıyor. Ziyaretinizi buna göre ayarlayın; erken giderseniz önce müzeyi ve camiyi gezin. Bize görmek nasip oldu.
  • Müze girişi kişi başı 250 bin som (1000 TL); iki kişi toplam 500 bin som (2000 TL) ödedik. Güzel tarafı şu: Türkçe rehber bu fiyata dahil, ayrıca para istemiyorlar. Rehberin verdiği bilgiler güzeldi, müze de çok hoştu. Bu paraya kesinlikle değer.
  • Gezi yaklaşık 2 saat sürüyor. Yolla birlikte yarım gün ayırın. Biz son günü tamamen buraya verdik, başka bir yere gitmedik.
  • Dönüşte taksi bulmak çok kolay. Şehre uzak diye çekinmeyin; Yandex Go'dan çağırınca hemen geldi.

Huzur ve manevi bir ortam arayanlar için Semerkant'ın en güzel yeri. Manevi tarafı sizi ilgilendirmese bile mimarisi ve sakinliği için gidilir.

💡 Garın çıkışında size tur satmaya çalışanları dinleyin ama satın almayın 😄 Nereye götürmek istediklerini öğrenin, sonra aynı yere taksiyle dörtte bir fiyatına gidin.

Restoran mı, Düğün Salonu mu?

Özbekistan'ın restoran kültürü gerçekten ilginç. Ve açık söyleyeyim, çok hoşuma gitmedi.

Büyük restoranların tarzı şöyle: mekanın yarısı normal bir restoran, diğer yarısı düğün salonu. Siz çorbanızı içerken yan masadakiler bir anda ayağa kalkıp oynamaya, dans etmeye başlıyor. Müzik sonuna kadar açık. Doğum günü, nişan, iş yemeği, ne varsa hepsi aynı salonda, aynı anda kutlanıyor.

Yemek yenen bölüm de meyhane gibi. İnanılmaz gürültülü. Alkol su gibi tüketiliyor; masalarda şişeler diziliyor, kadehler kalkıyor, bağrış çağrış, kahkahalar... Karşınızdakiyle konuşmak için bağırmanız gerekiyor. Yorgun argın gelip sakin bir akşam yemeği yemek isteyen biri için tam çıldırmalık. Kendimi davetli olmadığım yemekli bir düğüne katılmış gibi hissettim.

Bizim bunu yaşadığımız yer Semerkant'taki Samarkand Restaurant oldu. Ve bunu sadece ben söylemiyorum; mekanın yorumlarına bakın, "çok gürültülü" yazan yazana. Bizde restoranın önüne geldiğimizde düğün salonu sanıp girmeye çekindik 😄

💡 Sessiz restoran konsepti ancak biraz daha lüks yerlerde mümkün. Bizim için bunun örneği Registan'ın yanındaki Emirhan oldu: fine dining'e yakın, sakin, lüks. "Sessizce yemeğimi yiyeyim" diyorsanız orayı seçin; büyük "milli" restoranlarda sessizlik aramayın. Fakat Emirhanda fiyatlar Semerkand restoran ve afrosiyaba göre iki kata yakındı.

Lezzet Noktaları

Pilav dışında gittiğimiz yerleri küçük notlarla geçeyim.

  • Chorsu samsası (Taşkent): Pazarın tek güzel tarafı. Tandırdan sıcak sıcak çıkıyor ve lezzetli. Ama içinden elim kadar kuyruk yağı çıktı, kimyon da tabi ki bol. Ülkenin özeti gibi bir samsa 😄
  • Minor Samsa (Taşkent): Gidemedim ama bir taksicinin önerisi: Minor Camii'nin yanında. Yerlinin tavsiyesi olduğu için buraya yazıyorum; giden olursa yorumlara yazsın.
  • Lati (Semerkant): Registan Meydanı'nın tam karşısında çok güzel bir kafe. Gezerken yorulunca çay molası için girdik. Çayları çok lezzetli, fiyatı da iyi. Çinli turistlerin bolca uğradığı bir yer; içeride onları görünce şaşırmayın. Registan'ı gezip çıkınca dinlenmek için ideal.
  • Emirhan (Semerkant): Gezinin en huzurlu yemeği. Fine dining'e yakın, sakin ve lüks; yan masada kimse halay çekmiyor. Registan manzaralı terası için rezervasyon yaptırın. Fiyatlar diğer yerlere göre yüksek ama sessizliğin bedeli bu.
  • Samarkand Restaurant: Yukarıda anlattığım düğün salonu. Akşam müzik ve dans başlıyor, sohbet etmek imkânsızlaşıyor. Yemek iyi, kulak tıkacı getirin 😄

Genel olarak Özbek mutfağı için dürüst yorumum: İlk iki gün harika, üçüncü gün "yine mi et, yine mi hamur" diyorsunuz. Sebze görmek isteyenin işi zor.

Son olarak şu gazlı içecekleri kesin deneyin derim. Biz oldukça beğendik.

Taharet Musluğu Raporu

Yurt dışına çıkan her Türk'ün ilk baktığı yere ben de baktım 😄

Taşkent'teki otelde bildiğimiz taharet musluğu vardı. Gördüğüm an inanılmaz mutlu oldum; Avrupa'da şişe suyla geçen günlerden sonra insan evinde gibi hissediyor.

Semerkant'ta ise işler değişti. Orada klozetin yanından uzatılan, elle tutulan bir fıskiye vardı. Bu tasarımı kim, nasıl aklına getirdi bilmiyorum. Kullanımı oldukça zor; bir elinizle hortumu tutacaksınız, nişan alacaksınız, etrafı ıslatmayacaksınız... Ama hiç olmamasından yine de iyidir.

Güvenlik: Hakkını Vermek Lazım

Bu kadar eleştirdim, şimdi hakkını teslim edeyim: Özbekistan'da kendinizi çok güvende hissediyorsunuz.

Ülke genelinde insanlar, özellikle de gençler çok düzgün duruyor. Sokakta laf atan, rahatsız eden, peşinize takılan kimse yok. Eşim ve çocuğumla akşam saatlerinde de rahatça dolaştık. Sık aralıklarla polis görüyorsunuz; turistik bölgelerde ayrıca turist polisi kulübeleri var.

Bu konuda herkes hemfikir gibi. Uluslararası bir güvenlik araştırmasında Özbekistan dünyanın en güvenli beş ülkesi arasına girmiş. 45'ten fazla ülke gezmiş bir gezgin "hiçbir ülkede kendimi bu kadar güvende hissetmedim" diye yazmış. Katılıyorum.

Tek tehlike, yukarıda anlattığım gibi, bindiğiniz taksinin şoförü 😄

Türkçe Anlaşılıyor mu?

"Özbekçe Türkçeye çok benziyor, rahat anlaşırsınız" diyenler oluyor. Yarı doğru. Sayılar, "non" (ekmek), "choy" (çay), "rahmat" gibi kelimeler tanıdık; tabelalar Latin harfli olduğu için okuyabiliyorsunuz. Ama hızlı konuşunca kopuyorsunuz ve şehirlerde asıl ortak dil hâlâ Rusça. İngilizce ise otel resepsiyonu dışında neredeyse yok.

"Kardeş Ülke" Sıcaklığı Beklemeyin

Gitmeden önce kafamda şöyle bir sahne vardı: "Türkiye'den geldim" diyeceksiniz, yüzler gülecek, çaylar gelecek. Azerbaycan'da yaşadığımız o sıcaklık yani.

Olmadı. Türkiye'den gelenleri çok sevdiklerini düşünmüyorum. Kaba değiller, saygılılar, ama soğuklar. Azerbaycan'daki o "kardeşim" halinden eser yok. Bunu tek ben hissetmemişim: havalimanında, görevi nedeniyle orada yaşayan bir Türk'le sohbet ettim. Onun gözlemi de aynıydı; Ruslara ve Çinlilere bizden daha sıcak davrandıklarını söyledi.

Hakkaniyetli olayım: bu üç günlük bir turistin ve bir gurbetçinin izlenimi, anket değil. Ama sebebini tahmin etmek zor değil. Ülkenin ekmeği büyük ölçüde Rusya ve Çin'den geliyor: iş dünyasının dili Rusça, on binlerce Özbek genç Rusya'da okuyor, turistin en hızlı artanı Çinli. İnsan, paranın geldiği yere gülümser.

Her Yerde Çinliler

Ülkede çok fazla Çinli var. Otelde, restoranda, Registan'da, her yerde. Merak edip araştırdım: iki ülke 1 Haziran 2025'te karşılıklı vizeyi kaldırmış. Çinli turist sayısı 2024'te 75 bin iken 2025'te 279 bine fırlamış; 2026'nın sadece ilk yedi ayında 270 bini bulmuş. Havalimanlarında, otellerde ve restoranlarda Çince tabela ve menü, Çin'in ödeme uygulamaları... Devlet bunu açıkça hedef olarak koymuş: bir milyon Çinli turist.

Trende yanımda oturan Çinliyle sohbet ederken "neden bu kadar çoksunuz?" diye sordum. Cevabı şuydu:

"Bizim Sincan bölgesi (!) buraya uçakla 2 saat. O yüzden rahat geliyoruz."

O "bizim" kelimesine inanılmaz uyuz oldum. Çünkü Doğu Türkistan Çin işgali altında. İşgal ettiğin toprağa böyle rahat rahat "bizim" demek, hem de bir başka Türk yurdunda, bir Türk'ün yüzüne karşı... İnsanın içine oturuyor. Coğrafi olarak söylediği doğru bu arada: Urumçi ve Kaşgar'dan Taşkent'e direkt uçuşlar var.

Asimilasyon mu, Değil mi?

Açık söyleyeyim, gezerken "bu halk asimile olmuş" hissine kapıldım. Konuştuğum hemen herkes Rusçayı ana dili gibi biliyordu. Çayı bizim gibi ince belli bardaktan değil, Çinlilerin kullandığına benzeyen kulpsuz kâselerden içiyorlar. Üstüne bir de her yerde Çince tabelalar...

Dönünce bu hissi sağlama almak için biraz okudum ve dürüst olmam gerekirse tablo benim hissettiğim kadar basit değil:

  • Rusça gerçekten Sovyet mirası, bunda yanılmamışım. Ama herkes bilmiyor: tahminlere göre nüfusun üçte biri Rusça konuşuyor. Rusça şehirlerin, iş dünyasının ve turizmin dili; kırsalda neredeyse tamamen Özbekçe konuşuluyor. Ben turist olarak tam da Rusça bilen kesimle karşılaştım.
  • Resmi dil yalnızca Özbekçe. 1995'ten beri böyle; alfabe de Kiril'den Latin'e çevrilmiş. Yani devlet tam tersi yönde, Sovyet izini silmeye çalışmış.
  • O kulpsuz çay kâsesi Çin özentisi değil. Adı piyale ve Orta Asya'nın yüzlerce yıllık kendi geleneği. Çay zaten İpek Yolu'yla Çin'den gelmiş; bizim çayımızın kelimesi de aynı yerden geliyor. Asıl sonradan çıkan, bizim ince belli bardak.

Yani "asimilasyon" kelimesi ağır kaçıyor. Doğrusu şu olmalı: Rus etkisi derin ve eski, Çin etkisi yeni ve hızla büyüyor. Dil, din, yemek, müzik yerinde duruyor. Ama bir Türk'ün kulağına, iki Özbek'in kendi arasında Rusça konuşması yine de tuhaf geliyor.

Çin Tuzu ve Kişniş Tavsiyesi

Havalimanındaki aynı Türk bize bir tavsiye de verdi: "Dönünce bol bol kişniş yiyin. Burada Çin tuzu yasal, her yemeğe koyuyorlar; kişniş vücuttan atmaya yarıyor."

Kulağa mantıklı geldiği için bunu da araştırdım. Sonuç biraz hayal kırıklığı:

  • Çin tuzu (MSG, E621) Avrupa'da da yasal ve izinli bir gıda katkısı; cipsten hazır çorbaya birçok paketli üründe var. Yani "orada yasal" olması bir fark değil. Fark, restoran mutfağında bolca kullanılması.
  • Avrupa ve Amerika'nın gıda otoriteleri MSG'yi normal tüketim miktarlarında güvenli sayıyor. Glutamat zaten domateste, peynirde, ette doğal olarak bulunan bir amino asit.
  • Vücutta birikmiyor. Bağırsakta emilip hemen metabolize ediliyor. Dolayısıyla "atmak" için bir şey yemeye gerek yok.
  • Kişnişin MSG'yi attığına dair bilimsel bir dayanak bulamadım.

Yani kişnişi severek yiyin ama detoks diye değil 😄 Yemeklerden sonra hissettiğiniz ağırlığın sebebi bence Çin tuzu değil, yukarıda uzun uzun anlattığım kuyruk yağı.

Çocukla Özbekistan

4 yaşında bir çocukla gidilir mi? Gidilir, ama şunları bilerek:

  • Türbe ve medrese bir çocuğun ilgisini en fazla 10 dakika çekiyor. Taşkent'teki Magic City bu yüzden kurtarıcı oldu; planınıza çocuk için en az bir böyle durak koyun.
  • Tarihi yerlerdeki merdivenler bebek arabasına pek uygun değil. Bebek arabasını bolca sırtlanmaya hazır olun.

Kısa Kısa Notlar

Yukarıda bir yere sığdıramadığım, gitmeden önce okuyup işime yarayan birkaç bilgi:

  • ATM komisyonu: Yabancı kartla para çekerken ATM'ler yaklaşık %3 komisyon alıyor. Üstüne bir de para yutma riski var; yukarıda anlattım.
  • Su: Musluk suyunu hiç içmedim. Şişe su çok ucuz, gezi boyunca hep hazır su tükettik. Siz de öyle yapın.
  • Hızlı tren bileti: Afrosiyob biletleri erken tükeniyor. Tarihiniz belli olur olmaz alın.
  • Restorasyon tartışması gerçek: Registan'daki yenilemeleri "özensiz yama" diye niteleyip UNESCO'ya şikayet mektubu yazdığını anlatan gezgin bile varmış. Aynı kişi yine de burayı listenin en iyi yerlerinden biri sayıyor; ikisi birden doğru.
  • Ekmek adabı: Ekmeği yere koymak ya da masaya ters çevirmek ayıp sayılıyor. Bize de yabancı değil.
  • Otel kayıt belgesi: Eski rehberler, otellerin verdiği kayıt belgesinin ülkeden çıkarken sorulduğunu yazıyor. Ben ne olur ne olmaz diye otelden aldım, ama hiç soran olmadı. Yine de alın, yeri yok.

Önerdiğim Gezi Planı

Aşağıdaki planı gitmeden önce günlerce uğraşıp kurdum. Tek kuralım vardı: bir oraya bir buraya gitmek yok. Her gün otelden çıkıp tek yöne ilerliyor, gün sonunda bir kez dönüyorsunuz. Yemekler de o saatte bulunduğunuz durağın yanında. Ulaşımın tamamı Yandex Go ile yaptım.

1. Gün: Taşkent

Saat

Durak

Not

06:00

Havalimanı

Yandex Go ile otele 25 dk

07:30

Sayidat Hotel

Öğlene kadar uyku

11:15

Hazreti İmam Külliyesi

Otelden yürüyerek; Osman Mushafı burada

12:30

Chorsu Pazarı

Hızlı bir tur ve samsa; beklentiyi düşük tutun

13:30

Besh Qozon (TV Kulesi'nin dibi)

Pilav; 15 dk taksi. "Kazısız" demeyi unutmayın

14:45

Minor Camii ve Minor Samsa

Pilavcıya çok yakın; taksici önerisi

16:00

Otelde mola

18:00

Magic City

Akşam gidin; ışıklar ve oyun alanları o zaman açılıyor

20:30

Hazreti İmam, ışıklı hali

Otele dönerken

2. Gün: Semerkant'a Geçiş

Saat

Durak

Not

08:37

Tren: Taşkent → Semerkant

Varış 11:46; bilette yazan gara dikkat

12:15

Otel

Valizi bırakıp çıkın

12:45

Gur-i Emir

Otelden 5 dk taksi

13:45

Manti na Zakaz

Mantıcı; Registan'ın 600 m güneydoğusunda. Nakit bulundurun

14:45

Registan

10 dk yürüyüş; üç medrese tek bilet, gün batımına kalın

16:30

Lati

Meydanın karşısında çay molası

18:00

Emirhan

Teras rezervasyonu şart

3. Gün: Semerkant

Saat

Durak

Not

09:15

Yaya caddesi

Registan'ın kuzeyinden Bibi Hanım'a 700 m

09:45

Bibi Hanım Camii

10:30

Siyob Pazarı

Hediyelik alışverişi burada; pazartesi kapalı

11:30

Hazreti Hızır Camii

Manzara; Kerimov Türbesi avluda

12:15

Afrosiyob Restoran

Hazreti Hızır'ın hemen kuzeyinde, tepede

13:15

Şah-ı Zinde

10 dk yürüyüş; dik merdiven var

14:45

Otel, serbest zaman

Rasathaneyi bilerek koymadım

19:00

Samarkand Restaurant

Gürültülü; sessizlik isterseniz Emirhan

İlk altı durak tamamen yürüyerek geziliyor, toplam 2 km kadar.

4. Gün: Semerkant ve Dönüş

Saat

Durak

Not

11:30

Otelden çıkış

Valizler emanete

12:00

Taksi: İmam Buhari Külliyesi

40-50 dk; gidiş dönüş yaklaşık 700 TL

12:45

İmam Buhari Külliyesi

Önce müze (kişi başı 25 bin som, Türkçe rehber dahil) ve cami; kabir 14:00'te açılır. Toplam 2 saat

15:00

Şehre dönüş

Taksi bulmak kolay; otelden valizleri alın

17:00

Samarkand Restaurant

Otelin hemen yanı; 18:25'te gara doğru çıkın

19:23

Tren: Semerkant → Taşkent

Varış 23:06, oradan havalimanı

💡 Bugün olsa neyi değiştirirdim? Semerkant'ta Wellfort yerine biraz daha fazla ödeyip daha iyi bir otelde kalırdım. Taşkent'te pilavdan sonra Minor Camii'ne geçip samsayı orada yerdim. Magic City'ye gündüz değil akşam giderdim. Uluğ Bey Rasathanesi'ne hiç gitmezdim. Registan'daki fotoğrafçılara bulaşmaz, kuytu köşe ATM'ye de para vermezdim. Yukarıdaki tablolar bu düzeltmeler yapılmış haliyle.

Gitmeye Değer mi?

Bu kadar eleştiriden sonra "gitmeyin" diyeceğimi sandıysanız yanıldınız. Kesinlikle öneririm.

Sebebi pilav değil, ucuz et değil, Instagram kareleri hiç değil. Sebebi şu: tarihi yerlerde, camilerde, medreselerde manevi hava çok yüksek. Bir yanda o mimarinin güzelliği, öbür yanda o kabirlerde yatan insanlar: İmam Buhari, Kusem bin Abbas, Timur, Uluğ Bey... İkisi bir araya gelince insan inanılmaz bir manevi haz alıyor. Hazreti İmam'da, Şah-ı Zinde'de, hele İmam Buhari Külliyesi'nde hissettiğim huzuru başka bir gezide hissetmedim.

Yağlı yemekler unutulur, taksideki gergin dakikalar unutulur, fotoğrafçıya kaptırdığınız 100 bin som bile unutulur. O his kalıyor.

Özetle: masalsı bir eski şehir, dünyanın en iyi kebabı ve sessiz restoranlar beklerseniz üzülürsünüz. Nefes kesen birkaç anıt, güvenli sokaklar, sudan ucuz ulaşım ve gerçek bir manevi atmosfer beklerseniz memnun dönersiniz.

Süre konusunda da bir not: biz üç gece kaldık, Taşkent'e bir gün, Semerkant'a iki buçuk gün ayırdık ve yetti. Her gezide 3-4 gün bize yeterli geliyor. "Buhara'ya gitmeden Özbekistan mı olur" diyenler olacak; biz Buhara'yı bilerek plana koymadık. 4 yaşında bir çocukla bir şehir daha, bir tren daha, bir otel daha demek geziyi keyiften çıkarıp göreve çevirmek demek. Çocukla gidiyorsanız siz de gözünüzü karartmayın; iki şehir fazlasıyla yeter.